DOSTLUK KARDESLİK VE SEVGİ İÇİN BURDAYIZ


    UZUN BİR HİKAYE (MUTLAKA OKUYUN)

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 153
    Kayıt tarihi : 17/02/10

    UZUN BİR HİKAYE (MUTLAKA OKUYUN)

    Mesaj  Admin Bir Perş. Nis. 08, 2010 9:38 am

    selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde

    8 yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya
    iten, "seçici konuşmazlık" dediğimiz sürece getiren olaylar
    beş yaşındayken başlamıştı.

    Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde
    normal bi
    yasam sürerken , bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde
    beş yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden
    küçük iki kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde
    anne ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre
    tedavi görüyor. Yoğun uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından
    evine gidip son günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye
    doktorlar tarafından eve gönderiliyor. Birkaç ay evde
    babaanne ,
    hala ve benzeri yakın akrabaların yardımıyla yaşatılıyor.
    Birgün hayata gözlerini kapatıyor.
    Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma'nın
    hayatından çıkıp gidiyor.

    Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir şekilde
    yaşamaya
    alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük
    çocuklara annelik yaparken, Selma babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor.
    Dükkanları evin hemen alt katında olduğu için baba endişe
    duymadan iş hayatına devam ediyor. Çocuklarını kimseye
    muhtac etmeden yük etmeden idare ediyor.

    Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak yakın
    akrabalarına
    gidiyorlar.
    Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok ısrar ediyorlar ama
    istemedigi için gitmiyor.
    Babası da gitmemesine ses çıkarmıyor. Öğleden sonra baba
    kız dükkanı temizlemeye başlıyorlar. Selma babasının istediği
    gibi her yeri bi güzel temizleyip süpürüyor. Daha sonra radyoyu
    >>>açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan gelen sesler
    nedeniyle müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası
    da başının ağrıdığını söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor.
    Selma, babasının söylediğini duymamış gibi yapıyor. Hani çocuklar
    sıklıkla yaparlar ya.. Bir süre sonra babası, başının çok
    ağrıdığını söylüyor. Yüzü asılıyor. Selma, gidip gelip
    babayı kontrol ediyor baş ağrısı geçti mi diye.
    Babası baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya çıkıyor.
    Sıcaktan bunaldığını,
    kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana dikkat
    etmesini hemen
    bi ağrı kesici
    alıp geleceğini de ekliyor. Eve çıkıyor. Aradan epey zaman
    geçmesine rağmen baba yok.
    Bekliyor baba yok. Merak edip yukarıya babasına bakmaya
    çıkıyor. Eve giriyor.
    Babasına sesleniyor. Cevap yok. Tam oturma odasına
    giriyor ki
    babası o anda
    Selmanın gözleri önünde kalp krizi geçirmeye başlıyor.
    Selma babasının çırpınmalarına, yerde tırmalamasına...vs.
    şahit oluyor. Babası son nefesini verip yerde cansız yatarken,
    uyandırmaya
    çalışıyor.
    Babası uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor:
    "İmdat.. Babama bişey oldu... Yardım edin!.." kısa süre
    içinde ev
    mahalle halkıyla doluyor...

    Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı
    kardeşin ne olacağı
    tartışması başlıyor.. kimi "yanımıza alalım", kimi "yuvaya
    verelim", kimi de "hepsine birden nasıl bakacağız" diyor. En
    sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar."herbirimiz birisini
    >>>alalım. Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada
    da olsa birbirlerini görürler." Diye düşünüyorlar. Selma' yı çok
    sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç
    konuşmuyor.

    Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen
    uzmanların
    isimleri beni
    endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim
    belki diye
    düşünmeden edemiyordum.
    Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla bekliyordum.
    Halası
    olan biteni tek tek anlattı.
    "Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden
    hiç bir şey yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki
    kurulmuş bir robot gibi.örneğin sofraya oturup yemek
    yiyeceğiz " Hadi Selma sofraya otur!" diyoruz oturuyor. Hadi Selma artık
    kalkabilirsin demeden kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık
    olmadı karşımıza aldık uzun uzun konuştuk
    anlattık. Ona evimizin bi kızı oldugunu, evdeki herkes
    kadar her
    şeye hakkı oldugunu... hiçbirisi fayda etmedi. Zamanla
    öfkelenip inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra
    hazır olunca
    gel otur demedik, aç kaldıgı günler oldu. Ya da artık
    kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu
    demedik , sabaha kadar
    koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme..."
    Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri
    dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini
    hissettiğim tavırları.
    - Biliyor musun ben seni çok sevdim
    - ......
    - Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
    - .....
    - Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı
    şişirmiyorsun ..
    Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi
    dudaklarını ısırarak başını salladı.
    - Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler
    yolunda
    gitmiyor,
    benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini
    biliyorum ..
    hatta
    benimle konustugunu bile hissediyorum. Çocuklar benden
    yardım isterler,
    ben de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
    - .......
    - Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben
    istiyorum. Eğer
    bana yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne
    oldugunu bulurum. Gerçekten... inan bana...izin verir misin? Başını
    salladı! Evet başını salladı! - Elimde bazı resimler var, o resimleri cocuklara
    gösteriyorum
    onlar da bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar
    bana hikaye anlatınca ben de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani
    bütün sır hikayede. Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye
    anlatmak istersen, konustugunu kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur.
    Anlaştık mı?

    Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır
    arasında
    gidip geliyordu.
    Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı.
    Karşımdaydı... ben ona resimler gösteriyordum o da bana
    hikayeler anlatıyordu. İşimiz bittiğinde ona çok teşekür ettim.
    Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o
    kadar temiz, o kadar
    kendi hikayesini anlatmıştı ki... Selma!nın bilinçaltı
    karmakarışıktı.
    İşte Selma'nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan,
    halasını
    dinlerken
    gözyaslarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan
    hikayesi...

    "Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu
    ülkede
    anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar
    kardeş kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir
    gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama
    kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye
    götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı acı ilaçlar. Anne,
    sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı ilaçları.
    Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün
    anneyi eve getirmişler.
    Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta
    yatmaya başlamış. artık
    cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler.
    Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin
    yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri
    eğlensin diye. Ama babaanneleri hep kızıyormuş onlara.
    "Gürültü
    yapıp durmayın.
    Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı" diye. çocuklar çok
    yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meger. Çocuklar da anne
    iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse
    anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok
    üzülüyormuş..

    Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden
    öldüğünü
    anlamış.
    Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya başlamışlar.
    Bir gün anane gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü
    yapmışlar.
    Anneanne onlara kızmış "kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç
    annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz
    kızımı. Sizin yüzünüzden de öldü. Sözümü dinlemeyip
    gürültü yapar, çok konuşursanız
    beni de öldürüp ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?"
    demiş.
    Bir gün Selma , babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları
    kardeşleri amcalarına gitmişler. selma babasının yanından
    ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş.
    Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız
    kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormus. Babaları çocuklarını
    hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda
    babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış.
    Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı
    ağrımış. "Kızım kapat şunun
    sesini" demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En
    sevdiği
    müzikler varmış.
    Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş
    gelmemiş.

    Selmanın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin
    söyledikleri gelmiş. Annesi zaten cocukların yaramazlıgı yüzünden ölmüştü
    ya. Selma çok korkmuş eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bi
    bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası
    Selmaya "git"
    der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde
    uyumaya
    başlayınca uyandırmaya
    çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları çağırmış.
    Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok
    üzülmüş.. babası " git " dediği halde gitmemiş. Yine babasının sözünü dinlememiş. Eger gitseydi, müziğin sesini açıp babasının başını ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü.

    akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak
    istememiş. Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına
    gelip "kızım sen artık benim kızımsın bizimle yaşayacaksın"
    demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını
    çok seviyormuş, istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye
    düşünmüş.. Halasının evine gidince "artık bunlar benim yeni
    anne babam" demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya başlamış. "Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım sözlerini dinlemedim. Yeni annemi babamı çok . Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım.?" Sonra aklına bişey gelmiş. Gece yatmadan önce yatağının başucuna oturup dua etmeye başlamış.
    "Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim yüzümden öldü.
    Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da yanına alma.
    Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur Allahım
    bana yardım et. Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp söz dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana yardım et Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey
    yapmayacağım... ne olur onları benden alma!.."
    O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. "Eğer
    gülersem evde gürültü olur, başları ağrıyıp ölürler" diye korkmuş. Hep susmuş..
    Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi;
    "Biliyor musun? Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur konusmayayım, konusmamam için bana yardım et! Diye. Bazen çok mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü olur, annem ölür diye" O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti.
    Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı
    başarabiliriz ki? Kaçımız bir dondurma alındıgında bile sevinç çığlıkları atabilecekken, bu yogun duyguyu bastırıp susmaya devam
    edebiliriz ki? Kaçımız? Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...

      Forum Saati Perş. Haz. 29, 2017 4:00 pm